(Yavaşça kapıyı açar ve içeri girer. Ev biraz dağınıktır. Işıkları yakmadan doğruca salona geçer. Her zamanki gibi pencerenin yanındaki koltuğuna oturur. Ceplerini masanın üzerine boşaltır. Oldukça yorgun görünür. Odanın içinde gözlerini gezdirir. Bir noktada takılır kalır bakışları ve konuşmaya başlar
+ Artık susmalısın İrena. Yoksa daha fazla tutamayacağım seni içimde. Sözlerim seni ele verecek. Artık susmalısın. Hâlâ seninle konuştuğumu duyarlarsa insanlar ne der? Oysa herkes öldüğünü biliyor. Kesin delilikle suçlarlar beni, kesin.
- Ne var bunda. Herhangi biriyle konuşmuyorsun ki, konuştuğun benim. Üstelik sen istedin benimle konuşmayı. Ben bunun için hâlâ buradayım. Unuttun mu?
+ Hayır, unutmadım. Fakat kendimi bulamıyorum artık. Seninle konuşmaya ilk başladığımda; evet, çok iyi gelmişti. Biterim sandığım bir anda tekrar ayağa kalkabilmiştim. Senin sayende başardım bunu. Ama kendimi bulamıyorum artık. Sen ve çevremdeki diğer insanlar arasında gidip geliyorum durmadan. Bazen uzun gevezelikler yapıyorum anlaşılmasın diye konuştuğumuz. Bazen de susup, kendimi sana kapatıyorum. Dalıp dalıp gitmelerim bu yüzden. Ama her seferinde uyandığımda, kendimi yine aynı boşlukta buluyorum. Ne seninle olabiliyorum, ne de sensiz. Sen ve sensizlik arasında sıkışıp kaldım
İrena. Bu yüzden, kimsenin kimsesi olamıyorum.
- Sadece beni aldatmaktan korkuyorsun.
+ (Yakalanmış bir suçlu gibidir. Suçunu bilir ama korkar itiraf etmeye) Bunu da nerden çıkardın?
- Ben her şeyin farkındayım. Sürekli seni izliyorum. Unuttun mu, sürekli yanındayım.
+ Biliyorum.
- O zaman itiraf et. Onu da sevmek istiyorsun, tıpkı diğerleri gibi. Ama korkuyorsun. Çünkü kimi sevmek istesen hep korktun. Bana ihanet etmekten korktun. Yalan mı?
+ (Peşindeki gerçek, kaçamayacağı kadar hızla takip eder yalanlarını. Kaçarken bilmediği sokaklara girmiş, sanki her an, çıkmaz bir sokağa girecek ve kaçtığı ne varsa yüzleşmek zorunda kalacakmış gibi) Ben sadece, üzülmekten korktum. Onları da üzmekten korktum. Biliyorsun, senden başkasını sevmedim
ben.
- Ama sevmek istedin. Üstelik ilk kez de değil. Çok sevmek istedin hem de.
+ Ben, kimi sevmek istesem, sonunda hep sana döndüm İrena. Hangi sevdaya soyunsam, üzerimi seninle örtündüm. Çünkü utandım, seni aldatmaktan utandım.
- Sadece bunun için mi? Sadece beni aldatmaktan mı korktun?
+ (Saklamak istediği, ama bir türlü saklayamadığı bir şey, inatla yüzüne vur) Ne demek istiyorsun?
- Ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsun.
+ Haklısın. (Önce susar biraz. Sonra birden hafif bir tebessüm belirir yüzünde. Gözlerinde odanın karanlığına inat bir ışık parlar) Düşünsene. Yaşasaydı şimdi 4,5 yaşında olacaktı. Şimdiye kadar kaç kez baba demiş olacaktı kim bilir?
- Yani, yaşatsaydım.
+ Söylemek istediğim bu değildi. Lütfen böyle konuşma (Eski bir yaranın kabuğunu kaldırmış, kanatmış ve elleri kan içindeymiş gibi, suçlu hisseder kendini).
- Hayır. Sen söylemek istemesen de, söylenmesi gereken bu. Benim suçum. Onu ben taşıyordum. Ben hayatta tutuyordum onu. Ölümü benim suçum. Ama o kadar kararmıştı ki gözlerim, bir an unuttum içimde olduğunu. Bir an, sanki atlayınca o pencereden, her şey düzelecekmiş gibi geldi. Yani bir an, saniye bile değil, küçücük bir an. O kadar takılıp kalmıştım ki kendi bencil acılarıma. O kadar ölmek istemiştim ki, onun yaşamak isteyeceği hiç aklıma gelmedi.
+ (Yüz ifadesi birden ciddileşir) Yeter. Bunu daha önce de konuştuk. Artık bir son vermelisin buna. Kimsenin suçu değil. Böyle olması gerekiyormuş sadece.
- İşte seni bu yüzden çok sevmiştim. Ne zaman ben üzülsem, zayıf düşsem; o anda bütün acılarını, bütün üzüntünü unutup dimdik duruyorsun yanımda. Bütün gücünle kaldırıyorsun beni ayağa. Sen bende, en çok kendi acılarına ihanet ettin. Ağlayamadın bile yanımda. Hiç üzülemedin, hiç yorgun düşmedin kollarıma. Dinlenmene hiç izin vermedim. Sen bunu hak etmedin. Çok üzgünüm. Sen bunların hiç birini hak etmedin.
+ Sigara içmek istiyorum (Masanın üzerinde duran sigara paketine uzanır. Bir dal sigara alır ve çakmağıyla yakar. Bir an aydınlanır karanlık oda. Aldırış etmez. Derin bir nefes çeker ve yavaşça bırakır odanın içindeki boşluğa).
- Olur. Nasılsa yakında yeniden bırakırsın. Her zaman yaptığın gibi.
+ Belki de bırakmamalıyım.
- Hâlâ aynı şey. Kendine intihar için daha kolay bir yol seçmelisin belki de. Kendini kandırmaktan vazgeç artık. Böyle öldüremezsin kendini.
+ (Oturduğu koltuğa iyice yaslanır, başını geriye yaslar ve bakışlarını odanın tavanına doğru çevirir) Bilmiyorum İrena, bilmiyorum (Sigarasından bir nefes daha çekip yukarıya doğru üfler. Sanki kendine ait bulutlar yaratmak istermiş gibi. Sanki, yarattığı o bulutlar, onun yerine ağlayacakmış gibi).
- Sence gözleri ne renk olurdu?
+ (Şaşırmıştır. Birden doğrulur oturduğu yerde. Beklemediği bir sorudur bu. Hazır değildir buna henüz)Bu da nerden çıktı şimdi?
- Bilmem. Sadece merak ettim. Sen hiç merak etmiyor musun?
+ Evet, ediyorum. (Başını çevirip pencereden dışarıya bakar. Gece her zamanki gibi sessiz ve karanlıktır yine) Bence siyah olurdu. Gece gibi parlardı gözleri. Sessiz ve derin.
- Bence mavi olurdu. Hem maviyi çok seversin sen. Denizler gibi.
+ (Tekrar çevirir yüzünü. Sanki o an, görmek istediği şey aslında odanın içindedir. Tam karşısında bir yerdedir. Oraya doğru bakar) Denizler. Evet, güzel olurdu (Biraz gülümser. Sanki o an denizlere bakıyormuş gibi. Sanki, baktığı o denizlerden bir çift göz de ona bakıyormuş gibi gülümser).
- Hiç isim konuşamadık seninle. Adını ne koymalıydık sence?
+ Ne fark eder ki artık? (Yüzü düşer yine. Deprem anında masanın üzerinde duran su dolu bir bardak gibi, sanki biraz daha sallansa, yere düşüp ıpıslak kırılıp dağılacakmış gibi hisseder kendini).
- Bence fark eder. Güzel bir isim olmalı. Seveceği bir isim.
+ Artık bunu konuşmak istemiyorum. Biraz yalnız kalmak istiyorum. Lütfen (Oldukça sıkılmıştır konuşmalardan. Sanki, “Oyunu burada bıraksak iyi olacak. Yarın devam ederiz, şimdi yorgunum” diyerek, o an için olası bir yenilgiyi biraz daha ertelemek istercesine kaçmak ister. Kâğıtlarını ve kalemini hazırlar. Masaya doğru eğilir biraz).
- Yine şiir mi yazacaksın?
+ Belki.
- Tamam. Sen bilirsin. Yine şiir yaz. Benimle konuşmaya korktuğun ne varsa yine şiire dök. Oysa sen
istedin benimle konuşmayı. Beni sen çağırdın, unuttun mu?
+ (Tekrar doğrulur koltuğunda) Hayır, unutmadım. Bilirsin, unutma özürlüyümdür ben (Sanki, suyun kaldırma kuvvetinden bahseder gibi konuşur. Önemli bir özellik. İnsanlık için çok önemli. Oysa su her şeyin altında kalacaktır artık. Kimse suyu düşünmez böyle durumlarda, yani önemsemez).
- Evet. Sen, hiçbir şeyi unutmazsın. Sadece, unutmuş gibi yaparsın. Sen çok iyi bir oyuncusun. Bu sefer hangi konuda şiir yazacaksın? Hangi acıyı anlatacaksın? Kimlerin acısına ortak edeceksin kendini? Her zaman yaptığın gibi, yine kendi acılarından kaçıp, başkalarının acılarını anlatacaksın. Bu böyle nereye kadar devam edecek? Daha ne kadar kaçacaksın kendinden? Ne zaman yüzleşeceksin kendi acılarınla?
+ (Gerçekliğini ispatlamak istercesine biraz vurgulayarak konuşur kelimeleri, ama kendisi bile inanmaz buna) Seninle konuşuyorum ya, yetmez mi?
- Yapma. Ben senin en büyük kaçışınım. Bunu sen de biliyorsun.
+ (Yorgun bir yüz ifadesiyle konuşur) Uyumak istiyorum İrena. Sadece uyumak istiyorum.
- Keşke sana uykularını geri verebilseydim.
+ (Derin bir nefes alır) Keşke. (Hastalığının tedavisini bulmuş bir hasta gibi biraz heyecanla başlar konuşmaya) Sanki biraz uyuyabilsem, hepsi geçecekmiş gibi geliyor. (Tedavi edilemeyecek kadar ilerlemiş bir hastalık ve bununla yüzleşmek! Yüzü düşer, sesi biraz kısılır ve devam eder konuşmaya) Ama uyuyamıyorum. Haklısın. Sürekli kaçıyorum. Bunu söylemek zor ama, yoruldum. Gerçekten çok yoruldum İrena. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Sen, yani siz, hayatta değer verdiğim her şeydiniz. Artık hiçbir şeyin bir önemi kalmadı.
- Yeniden sevebilirsin.
+ Yeniden sevmek. (Dedikten sonra biraz sessiz kalır, biraz düşünür. Pek inanılır bir yalan değilmiş gibi. Sonra devam eder konuşmaya) Çok zor, artık çok zor İrena. İçimde o kadar büyük bir yarasınız ki, hiçbir aşk kapatmaz bu yarayı, kapatamaz. İçimde öyle büyük bir acısınız ki, kimseyi buna ortak edemem. Buna kimse dayanamaz İrena, delirirler. Bunu yapamam.
- Korktuğun şey bu değil. İkinci kez kaybetmekten korkuyorsun sadece. Çünkü kaybedersen bir kez daha, yaşayamazsın. Buna dayamazsın, biliyorsun.
+ (Gözleri yeterince dolmuş ve sınırı aşan birkaç damla zoraki akıp gitmiştir yanaklarından) Seni çok özlüyorum.
- Ben de seni özlüyorum.
+ (Sigarasını söndürüp koltuğundan kalkar. Şiir yine başlamadan bitmiştir. Öylece bırakır masanın üzerini. Yatak odasına geçip yavaşça yatağına uzanır) Beni hiç bırakma olur mu? Korkuyorum (Başı iyice gömülür yastığına. Bir yandan da sıkıca tutar yastığını, bir şeye tutunurcasına).
- Merak etme. Seni asla bırakmam. Unuttun mu, sen unutma özürlüsün. Sen unutmadıkça ben seni asla bırakmam.
+ İyi geceler İrena.
- İyi geceler Serabenda
(Yavaşça kapanır gözleri. Gece, kaldığı yerden devam eder sessizliğine. Sessizlik, hiç bitmeyecekmiş gibi…)
Bakmayın bayım bana. Evliyim ben! Bedeni her daim benim olan bir ''Adamla''. Şuan ruhunu istiyorum. Aslında hiçbir zaman benim olamayan adamın ruhunu...
25 Temmuz 2011 Pazartesi
nothing
Biz seninle şehirler, sözcükler, geceler boyu...
Sen su altına düşen güneş, kırılması suların..;
mevsimidir gitmelerin, aşklara mevsimdir avucumuza düşen gökyüzü.
Düş renginden döktüğün gece masallarında üşüyen sesin.. Sesini ellerime ver, ellerim senin..
Nasıl hayatım oldun böyle..
Tarihlerden akan; tadı başka..
"..yaşadığımızın adı nedir diye sormaktansa, sana geldim..."
Sen su altına düşen güneş, kırılması suların..;
mevsimidir gitmelerin, aşklara mevsimdir avucumuza düşen gökyüzü.
Düş renginden döktüğün gece masallarında üşüyen sesin.. Sesini ellerime ver, ellerim senin..
Nasıl hayatım oldun böyle..
Tarihlerden akan; tadı başka..
"..yaşadığımızın adı nedir diye sormaktansa, sana geldim..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)